Oldum olası yazdığım yazılara ilgi çekecek bir başlık atarak başlamayı sevmişimdir. Umarım bu yazının devamında da sizi hayal kırıklığına uğratmam.

Yıllar boyunca görsel ve işitsel medyada yayıncılık yapmış ve damarlarında reklamcılığın her tonunda renkler barındıran bir organizma olduğum için, hedef kitlelerde algı yönetimi, ilgi çekebilmek ve sürdürülebilir bir iletişim hatta tiryakilik etkisi oluşturmak benim için hep önemli olmuştur.

İşim gereği benim ya da müşterilerimin projelerini, ürünlerini, hizmetlerini ve fikirlerini satın alacak son kullanıcı hedef müşterilere bir yenilik teklifini kabul ettirmeye çabalamakla geçti ömrüm.

Malum hepimizi evlerimizde maphus haline getiren bu virüs fırtınası bir gün elbet geçecek. Azdan az, çoktan çok gider şeklinde atasözümsü, deyimtrak, ne idüğü belirsiz, ortaya karışık bir duvar yazısı var hayatımızda. Ancak, korkarım ki bu defa öyle olmayacak. Her geçen gün artarak büyüyen ve ne zaman duracağı belirsiz bu felaket karşısında varlığı az olanların sıfırı tüketmeye daha yakın olduğu görünüyor.

Kurşun adres sorar mı bilmem ama virüs gerçekten adres sormuyor.  Şüphesiz pek çok varlıklı insan da ölüp gidecek bu virüs yüzünden ama sanki daha çok böyle bir salgın anında çalışmak zorunda olup düzenli olarak dışarı çıkanlar ve onların aileleri en büyük risk altındakiler.

Birinci ve ikinci dünya savaşları, bölgesel savaşlar, petrol ve ekonomik kavgalar hemen hepsi paylaşılamayan bir pastadan daha büyük bir pay kapma konusuydu. Eğer uzaylı istilası konulu Hollywood filmlerini ve dünyaya dinazorların hakim olduğu bilmem kaç milyon yıl öncesinde kalan eski dönemi saymazsak, tam da şimdi İnsanoğlu bilmediği tanımadığı ve kendi türünden olmayan bir düşmana karşı ilk kez yaşam mücadelesi veriyor.

Şimdilerde hemen herkes en çok şu 3 sorunun cevabını arıyor. Birincisi bir aşı, bir ilaç üretmeyi başarabildik mi? İkincisi, bugün kaç kişi ölmüş kaç kişiyi savuşturmuş Azrail’i haberleri? Üçüncüsü ise acaba bu virüs fırtınası bittikten sonra yenidünya düzeni nasıl olacak?

Bir kısım insan ise benim gibi sanki hiç ölmeyecekmiş gibi gelecek teorileri üretiyor ve o yeni fikirlerin hayata geçmesi halinde yapabilecekleri için hazırlıklar yapıyor. Bu ilk yazımızın girizgahının ardından şimdi gelelim 2020 ve sonrası ile ilgili turizm kehanetlerimize

Turizm sektörünün de kendisini Koronayak olmuş yerli ve yabancı turistlere hazırlaması lazım.  Korona virüs acaba turizmi öldürdü mü? Bence bu sorunun cevabı kesinlikle hayır !

Bilakis, turizmde her şey yeni başlıyor. Turizm 2.0 başlamak üzere. Hazır olanlar tüm rakiplerine fark atacaklar. Ancak start işareti verildiğinde hazırlıksız olanlar, korkarım sahip oldukları işletmelerinin anahtarlarını kendilerinden daha vizyoner olan başka işletmecilere kaptıracaklar.

Şüphesiz küresel karantina günlerinin yaşandığı bugünlerde gıda, sağlık, iletişim ve siyaset sektörleri revaçta bir dönem yaşıyor. Ancak bu virüs fırtınası tam olarak bittiğinde yükselen ilk sektör bence turizm olacak. İnsanlar kendilerini virüs tehdidinden kurtardıklarını düşündükleri an yapacakları ilk şey, gidip köle gibi çalışıp para kazanmak değil bir güzel tatil yapmak olacak.

Tıpkı nicedir görmediği eski bir dosta sarılmış gibi karşılarına çıkan ilk uygun tatil fikirlerine doğru koşacak insanlar.  Çünkü bu minik düşmanın insanların bilinçaltına enjekte ettiği bir gerçeklik var. İnsanlar artık dünyaya bir kez geldiklerini farkındalar ve dünyanın nimetlerinden daha fazla faydalanma hakları olduğunu düşünüyorlar. Geride kalmayı başaranlar, hayat denilen pastadan daha büyük bir pay almak için sabırsızlanıyorlar.  2020 ve sonrası için parlak turizm potansiyelleri konulu yazım ölmez de sağ kalırsak inşallah bir sonraki yazımda.

 Sağlıcakla kalın, evinizde kalın.  

Burçay ÖRÜN

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yorum Yazın
*Sitede yayınlanan yazılar ve yorumlardan yazarları sorumludur. Yayınlanan yorumlardan Turizminde Son Nokta sorumlu tutulamaz.
Kategoriler
    Güncel Yazılar