web tasarım programlama web master

 

 

 

TURİZMDE SON NOKTA
ANKARA TİCARET ODASI
ANTOD YÖNETİM KURULU BAŞKANI
BARACUDA TUR CEO
KOREOGRAF
ANKARA
YAZAR
AKADEMİSYEN / GAZİ ÜNİV.
MARMARA FM GNL. MD.
DANIŞMAN
TURİZM YAZARI
GENÇ BAKIŞ
SİTE İÇİ ARAMA
E-POSTA ÜYELİĞİ
VİDEOLAR
Doç.Dr.Muharrem Tuna
iletisim@turizmdesonnokta.com
Film Ve Dizilerin Uluslararası Etkileri

Geçtiğimiz yıl içerisinde çekimleri yapılan ve Türkiye’de gündemi uzunca bir süre meşgul eden film, yılsonuna doğru tüm dünyada büyük bir ilgiyle gösterime girdi. James Bond’un son filmi olan Sağanak (Skyfall)’dan bahsediyorum. Bir kısmı Türkiye’de çekilmişti bu filmin ve özellikle çekimleri esnasında sürekli gazete köşelerine ve televizyon haberlerine konu olmuştu. Vizyona girdiği ilk günlerde seyretme fırsatım olmamıştı ama en sonunda büyük bir keyifle geçtim ekranın karşısına ve Türkiye’ye olumlu etkisinin oldukça fazla olacağını düşündüğüm filmi izlemeye başladım.

Hareketli İstanbul sahneleri ile başlayan ve güzel bir melodi ile devam eden filmi sonuna kadar seyrettim ancak tam anlamıyla beklentilerime ulaşamadım. Benim beklentim güzel bir film seyretmek değil, filmde Türkiye’nin sergilenme biçimini pozitif görmekti. İstanbul’da yapılan çekimlerde ağırlıklı olarak şehrin fakir, düzensiz, eski yüzüne yer verilmiş. Şehrin modern, mistik ve tarihi havasını yansıtmamışlar filme. Ama en azından çok kötü değil.

Kötü deyince “Geceyarısı Ekspresi” filmi geliyor insanın aklına. İki saat boyunca temel değeri konukseverlik olan milletimizi aşağılayan bir filmdi o ve olumsuz etkisi yıllarca sürdü. Filmi izleyen milyonlarca kişi, insanımıza gaddar, barbar, kaba, görgüsüz; ülkemize de cehennem gözüyle bakmaya başladı. Allahtan Türkiye turizmi öncelikleri arasına aldı da, bu sayede ülkemize gelen insanlar bunun bir yalan olduğunun farkına varmaya başladı. İşin ilginç yanı filmi çeken Oliver Stone dahi daha sonra yaptığı bir Türkiye ziyaretinde milletimizden özür diledi ve filmde çizilen Türk imajının gerçeği yansıtmadığı gerçeğini itiraf etti.

Dönelim tekrar James Bond Sağanak (Skyfall) filmine. Sağanak (Skyfall), bugüne kadar yapılan 23 James Bond filminden daha fazla gişe hâsılatı elde etmiş. Şimdiye kadar 1 milyar dolar satış hâsılatı ile en fazla gişe yapan filmler arasında 14.sıraya kadar yükselmiş. Bir bileti ortalama 10 dolardan hesapladığımızda, yaklaşık 100 milyon kişi bu filmi izlemiş. Yani İstanbul’u dolayısıyla Türkiye’yi görüntüleri ile 100 milyon kişi tanır hale gelmiş. Filmler yoluyla yapılan tanıtımlar alenen yapılan reklamlar olmadığı için, inandırıcılık ve etkileyicilik düzeyi de yüksek oluyor. Aynı filmin başına ya da sonuna bir Türkiye reklamı konsa, bu kadar ilgi çekmez ya da inandırıcı olarak algılanmaz. Bir filmle bu kadar büyük bir kitleye ulaşılması ve tüm bu kitlenin etkilenmesi medyanın da gücünü ortaya koyuyor aslında. Böyle bir filmde bir ülkeyi nasıl işlersen insanlar da öyle algılıyor o ülkeyi. Keşke İstanbul bu filmde daha başarılı işlense, insanların kafasında daha iyi bir imaj, kalplerinde daha sıcakduygular oluşturulsaydı.

Eskiden film sektörü gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde büyük ölçüde ABD’nin tekeli altında idi. ABD Hollywood eliyle çok sayıda film çeker, bunların bir kısmını da politik amaçları için kullanırdı. Hollywood kahramanları, dolayısıyla Amerikan kültürü hemen hemen dünyada her ülkeye hatta her eve girmişti. Küçüklere kedi Tom ve fare Jerry, güçlü kahraman He-man, tavşan Bugs Bunny gençlere Süpermen, Örümcek Adam, yarasa adam Batman, büyüklere efsane kovboy Clint Eastwood,, kahraman asker Rambo, yenilmez boksör Rocky, savaşçı Arnold Schwarzenegger vb. yani her yaşa uygun kahramanlar hayatımızın bir kısmında yer ediniyordu. Günümüze geldiğinde de durum aslında pek farklı değil. ABD’nin yaklaşımı tamamen doğru ve etkili. Dünyada güç olmak istiyorsan sadece topla tüfekle olamazsın. Kültürünle, sanatınla, değerlerinle dünya genelinde bir sempati oluşturmalısın. Örnek ve taklit edilen, özenilen bir toplum haline gelmelisin.

Gelelim ülkemize. Uzun zamandır bir “Muhteşem Yüzyıl“ tartışması sürüp gidiyor. Tartışmalar genellikle politik düzlemde ele alınıyor. Bu konu ile ilgili okuduğum görüşler genellikle söyleyenlerin siyasi bakış açılarını yansıtıyorlar.

“Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle ilgili bir tez var, bir de anti-tez. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Biz öyle bir Kanuni tanımıyoruz. Ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. O dizilerin yönetmenlerini de o televizyonun sahiplerini de milletimizin huzurunda kınıyorum” şeklindeki açıklamaları dizinin senaryosuna eleştirel bir yaklaşımı ifade ediyor. Muhalafet ise, Başbakan’ın bu açıklamalarını gündem değiştirme çabası olarak değerlendiriyor ve senaryoya müdahaleye karşı çıkıyorlar. Dizi yapımcıları da bildikleri yoldan pek şaşma niyeti içerisinde değiller. Buradaki anlaşmazlık günümüzdeki televizyonculuk anlayışından ve bunu şekillendiren izleyici beklentilerinden kaynaklanıyor.

İzleyiciler genellikle ekranda kan, gözyaşı, duygu yoğunluğu, şiddet, cinsellik gibi unsurları görmek istiyorlar ve yayıncılar da reyting uğruna yayınlarını bu esasa göre tasarlıyorlar. Bundandır ki dizideki Pargalı İbrahim Paşa’nın boğdurulması sahnesi milyonları ekrana kilitliyor, harem hayatı, hırs, entrika içeriğiyle de reyting rekorları kırıyor. Birkaç gün önce Reuters Ajansının yayınladığı bir haberde şu başlık yer alıyordu: “Savaşa Muhteşem Yüzyıl Arası”. Haberin fotoğrafı Halep’te çekilmiş. Devamında da şu ifadeler yer alıyor; Suriye’de dizinin oynadığı anlarda ülkedeki çatışma sesleri neredeyse durma noktasına geldi. Böylesine etkili bir güç olan sinema sektörünün stratejik önemi, bu haberle sanırım daha da iyi anlaşılıyor.

Peki reyting uğruna tarihin karalanması ne kadar doğru? Ben temel olarak “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde atalarımızın incinmesine neden olacak, tarihsel gerçeklerle örtüşmeyen sahnelerin yer almasına karşıyım. Ancak şunu da söylemeliyim ki, filmler ekonomik, sosyolojik ve hatta politik etkileri ile ülkemize sayısız yarar sağlamakta ve de sağlamaya devam edecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, sadece ’Muhteşem Yüzyıl’ dizisini Ortadoğu, Balkanlar ve Türk Cumhuriyetleri’nde 150 milyona yakın kişinin izlediğini ve Türkiye’nin 76 ülkeye dizi ihraç eder duruma geldiğini ifade ettiler.“Gümüş’, ’Kaybolan Yıllar’ ve ’Muhteşem Yüzyıl’ gibi birçok dizinin yabancı ülkelerde büyük ilgi gördüğü, 2012 yılında bu dizilerden 90 milyon dolarlık ihracat geliri elde edildiğini açıkladılar. O halde bu filmler ve diziler nitelik ve sayıca artarak devam ettirilmeli, ancak içerik denetiminin de etkin bir biçimde yapılması sağlanmalıdır. Radyo Televizyon Üst Kurulunun toplumu rahatsız edecek türde senaryolara müdahale etmesi, bu sorunun çözümünde anahtar rol oynayacak, işin yargıya aksetmesi ya da siyasi baskılara da gerek duyulmayacaktır.

Yukarıda ifade edilen filmlerin ihracat geliri, ekonomik faydanın sadece bir kısmını oluşturuyor. Filmler sayesinde oluşan sempati ile kültürümüze ilgi oluşuyor ve insanları ülkemize seyahat etmeleri yönünde isteklendiriyor. Son yıllarda özellikle Ortadoğu ülkelerinden gelen turist sayısındaki patlamanın arkasında yatan en önemli nedenlerin başında da bu filmler geliyor. İnsanlar, Behlül ile Bihter’in, Polat Alemdar’ın, Kanuni Sultan Süleyman’ın ülkesini görmeyi arzuluyorlar bu yolla. Ülkemize gelen insanlar da hem ekonomik bir katkı sağlıyorlar, hem de kültürel bir etkileşim içerisine girerek insanımızı tanıyorlar.

Türkiye’nin bu durumda üzerine düşen yerel film sektörünün desteklenmesi, ayrıca yabancı yapımların da özendirilmesidir. James Bond Sağanak (Skyfall) örneğinde belki film desteklenerek senaryoya müdahale edilebilirdi. Bundan sonra da bu tür filmlerin özendirilmesi ve ülkemizin bu yolla tanıtımının güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Tarihimiz, kültürümüz o kadar eski ve zengindir ki, dünyanın ilgisini odaklayacak binlerce senaryo kaynakları ile yani “Muhteşem Yüzyıllarla” doludur. Kaynakları etkin kullanmak da iktisadın temel prensipleri arasındadır.

 

Saygılarımla…
Doç.Dr.Muharrem TUNA

 

 

Okunma Sayısı: 3440
Yorum Yaz
Ad Soyad
E-posta
Yorum

 

 

 

Şehr-i Türkiye | Spa & Wellnes | Golf Turizmi | Kalkınma Ofisi | Turizm Rehberi | Künye | İletişim
© Copyright - Her hakkı turizmdesonnokta.com’a aittir.
Tasarım&Yazılım: Grafiker