web tasarım programlama web master

 

 

 

TURİZMDE SON NOKTA
ANKARA TİCARET ODASI
ANTOD YÖNETİM KURULU BAŞKANI
BARACUDA TUR CEO
KOREOGRAF
ANKARA
YAZAR
AKADEMİSYEN / GAZİ ÜNİV.
MARMARA FM GNL. MD.
DANIŞMAN
TURİZM YAZARI
GENÇ BAKIŞ
SİTE İÇİ ARAMA
E-POSTA ÜYELİĞİ
VİDEOLAR
Derya Duysak
deryaduysak@turizmdesonnokta.com
Olimpiyatların Anavatanı Anadolu’dur

Dünyada düzenlenen bütün olimpiyatların meşale ateşi Atina’dan başlatılarak elden ele olimpiyatların yapılacağı ülkeye taşınırken, ilk kez bir olimpiyat meşalesi Antalya Olympos (Yanartaş) tan alevlendi. 12’inci Doğa ve Halk Sporları Olimpiyatı Ekim ayında Antalya’da gerçekleştirildi.

 

 

Alabanda’nın ortağı ve Genel Müdürü Refik Kutluer bir Anadolu sevdalısı. Sevdasını besleyense bu toprakların sahip olduğu zengin kültürel mirasa duyduğu ilgi… 

Kutluer, “Anadolulu Olmakla Gurur Duymamız Gerekir” diyor ve anlatıyor.

“2020 Olimpiyat oyunlarına aday bir ülkeyiz. Barış meşalesinin en çok yakıştığı coğrafyalardan biri bizim topraklarımız  Bu gerçeğe inanıyoruz. Ben Anadolu’nun geçmişiyle, mitolojisiyle çok ilgilenen bir insanım ve bazı konularda iddialarım var. Yunan medeniyeti topaklarının yüzde 70’i Anadolu’da… Anadolu insanlık tarihinde çok önemli medeniyetlerin buluştuğu ve bunların bir potada eridiği, o kültür birikimiyle bugüne gelen insanların yaşadığı çok zengin bir kültürel toprak. Burada yaşayan insanların hiçbirisinin üçüncü, dördüncü kuşak geriye gitmesi ve bunu bilmesi mümkün değil. Anadolulu biziz. Anadolulu olmakla gurur duymamız gerekir. Ama biz bunu yapmadıkça Anadolu’nun geçmişine sahip çıkmadıkça başkaları sahip çıkıyor.

 

Alabanda Turizm A.Ş ortağı ve  Genel Müdürü Refik Kutluer

 

Uzun araştırmalar sonunda “Olimpiyatların anavatanı Anadolu’dur, Olympos (Yanartaş) Antalya’dadır” tezimi destekleyen bilgilere yer verdiğim bir dosya hazırladım.  Dünyada bu isimle anılan birçok dağ var. Ancak Antalya’nın önemli bir sırrı var. Orada sürekli yanan bir ateş var. Ve bunun efsaneleri hep Olimpiyatlara dayanıyor. Olympos dediğimiz dağ, mitolojide tanrıların dağı. Ve antik tanrıların dağı Olympos kâinatta… Orada Zeus ve diğer antik tanrılar var. Olimpiyat dediğimiz şey Zeus’a, Herkül’e dayanan bir olay. Ve Herkül’ün Antalyalı olduğunu heykelin yarısı geri geldiğinde bütün dünya tekrar öğrendi. Yanartaş efsanesine göre öldürülen alev saçan canavarın alevleri binlerce yıldır Antalya Olympos Dağı’ndan yeryüzüne çıkıyor. Mitolojik hikayelerin yanı sıra sadece Antalya bölgesinde bulunan antik tiyatrolar, günümüz Yunanistan’ında bulunanlardan daha fazla.

 

 

Dosyayı hazırladım, dünya merkezinin yönetim kuruluyla yazışmalar yaptık. Sonra Lüksemburg’da 52 ülkenin delegelerinin toplantısına gittim, orada bir sunum yaptım, Anadolu mitolojisini anlattım. Bulduğum tüm verileri ortaya koydum. Karar verdirtemedim ama akıllarını karıştırdım. Daha sonra Yönetim Kurulu toplantı için Antalya’ya geldi. Onları Olympos’a çıkardım, yeniden tezimi destekleyen bilgileri anlattım. Gözleriyle gördüler ve ikna oldular. Karar verildi ki 12’inci Olimpiyatın meşalesi Antalya Olympos’tan yanacak ve bizim Olimpiyat Köyü’ne getirilecek. Sonucunu aldığım için çok mutlu oldum.

Olimpiyatın Türkiye’ye alınması ve Türkiye’nin, Antalya’nın bu olimpiyata göre hazırlanması, bunun dünyaya duyurulması yaklaşık üç yıllık bir süreç. Türkiye’nin, Anadolu’nun, Antalya’nın dünyaya tanıtılması, parkurların saptanması, ihtiyaç duyulan altyapı hazırlıklarının gerçekleştirilmesi, haritaların çizilmesi, video ve fotoğraf çekimleri; bilgilerin, haritaların, görsellerin, tanıtım yazılarının web sayfalarına yerleştirilmesi… Gelmeden önce insanlar nerede yürüyeceklerini gördüler, parkurların çevre güzelliklerini gördüler. Bir yandan altyapıyı hazırlarken bir yandan Türkiye’nin, Antalya’nın, bölgedeki parkurların tanıtımını yaptık.  52 üye ülkeden biri de Türkiye. Üç sene kadar önce Türkiye Federasyonuyla işbirliğine başladık. İlk olarak 2009 yılında ALABANDA bünyesinde, Türkiye Federasyonuna bağlı olarak Doğa ve Halk Sporları Ankara Derneğini kurduk. 2009’da olimpiyat Japonya’daydı. Federasyonla birlikte oraya gittik. Burada gerekli şeyleri öğrendik. Sonra dünya çapında pazarlama başladı. 52 üye ülkenin derneklerin adres ve bilgilerinin yer aldığı bir katalog var. Üç senedir o katalogda bilgilerimiz, arka kapakta reklamlarımız yer alıyor. Bu derneklerin tamamına sürekli broşürler, e-mailler göndererek tanıtım yaptık.

 

 

Açılış töreninde ben sunum yaparken, canlı yayında meşalenin Olympos’tan ateşin alınışını, atletlerin elde ele taşımasını gösterdim. Benim sunumumun sonunda yaklaşık 2 bin 500 kişi ayağa kalktı ve alkışlarla meşaleyi salona soktuk ve orada Antalya Valisiyle beraber yaktık. Bu gerçekleşti ve bütün dünya da buna şahit oldu. Bu vesileyle öncelikle Antalya bölgesinde yeni yürüyüş, bisiklet, dağcılık, yüzme parkurları oluştu. Bunlar artık bu konuyla ilgilenenlerin ulaşabileceği şekilde internette web sayfalarına, broşürlere, kataloglara girdi. Türkiye yepyeni bir turizm alanı, yeni bir konum kazandı ve bunun alt yapısını biz hazırlardık, tanıtımlarını biz yaptık. Şu anda üç milyon olan ama bunların yan ve ilişkili dernekleri düşünüldüğü zaman çok daha büyük kitleye ulaşma imkânı olan bir tanıtım başlatmış oldu. Artık bundan sonra Türkiye’de herkes bu işe girebilir. Ve sürekli bu konuyla ilgili turist getirebilir ve getirecektir de. 

Organizasyonu gerçekleştirirken gerekli bütün kurumlara müracaatlarımızı eksiksiz yaptık, ama devletten hiçbir katkı alamadık. Yerel yönetimlerden belirli oranlarda katkılar alındı. Ama o da söz verilenin belki yüzde yirmisi boyutunda kaldı. Bu da bize, Türkiye’deki federasyon üyeleri ile birlikte, ‘bu işi biz yaptık, Türkiye’ye biz kazandırdık, yüzde yüz sahibi de biziz’ deme hakkını getiriyor. Bununla da gurur duyuyoruz. Devlet katkıda bulunsaydı, olayın boyutları daha büyür, daha da güzelleşirdi. Fakat halkın ilgisi çok iyiydi. Onlar bu organizasyonun uzun dönemde kendilerine neler katacağını çok iyi fark etti.

Alabanda olarak pek çok ilki gerçekleştirdik. Birincisi 2005 yılında ilk kez katılımcıları dünya çapında olan, kongreyi düzenleyen merkezin yurt dışında olduğu bir kongreyi Londra’da düzenledik. Londra Royal Society’deki bilim ve etik konulu bu çok önemli organizasyonu, 2010 yılı Nobel Tıp Ödülünü alan, tüp bebeğin babası, benim de iyi dostum olan Prof. Robert Edwards, bir Alman filozof ve benim de yer aldığım komite ile gerçekleştirdik. Dünyanın birçok ülkesinden bilim adamları, felsefeciler, hukuk adamları, sosyologlar, din adamları geldi ve klonlama, kök hücre, tüp bebek, genetik uygulamalar gibi genel anlamda yardımla üreme teknikleri olarak tanıtılan bilimin, bilimsel ve etik boyutunu enine boyuna tartıştık. Çok ses getirdi ve çok başarılı oldu. Ardından toplantılar devam etti. İkincisinin Roma’da yapılmasına karar verildi ama o zaman Papa’nın katı yaklaşımı nedeniyle orada yapılamayacağı anlaşıldı. Ben de Türkiye’ye aldırdım. İslam dininin bu konudaki yaklaşımının Katoliklere göre çok daha ileri olduğunu söyledim ve bunu da ispat ettik. 2007 yılında Türkiye’de yaptığımız toplantıya dönemin Diyanet İşleri Başkanı ve ilgili bakan konuşmacı olarak katıldılar. Üçüncü toplantıyı da 2009 yılında Almanya Berlin’de yaptık. 2006 yılında yine Londra’da Queen Elizabeth Kongre Merkezinde, Preimplantasyon Genetik Tanı,  yani ‘tüp bebek uygulamalarında genetik testlerle doğacak çocuğun hastalıklarını anlayıp ona göre yönlendirme yapan’ bilim dalını ele alan kongreyi düzenledik. Kongrenin merkezi Chicago’da, kongre Londra’da ve katılımcılar bütün dünyadan binin üzerinde doktor. Organizasyonu yapan Ankara’dan Alabanda turizm… Bu Türkiye’de ilk defa olan bir şey…

 

 

Unesco’nun koruması altındaki kentlerde düzenlenen Unesco Festivali’ne, bu festivale birçok kez katılan eşim flüt solisti, devlet sanatçısı Şefika Kutluer sayesinde, Türkiye’deki kentlerin de katılmasını sağladık. 2007 yılında Prag’da yapılan Festivalde Türkiye’nin de artık festival ülkesi olduğu ilan edildi. Açılışa flüt virtüözü olan eşim Şefika Kutluer solist olarak katıldı ve ben de Prag’da yaklaşık 3 bin kişilik bir salonda Türkiye’yi, Anadolu’yu anlatan bir sunum yaptım.

Bulduğum her fırsatta, Türkiye ve Anadolu’yu tanıtan bu sunumları yapıyorum” diyen Kutluer, Olimpiyatların Anavatanının Anadolu olduğunu ve bu konuda ülke olarak tüm çabanın gösterilmesi gerektiğini söylüyor.

 

Sevgiyle kalın...

 

 

 

Okunma Sayısı: 3714
Yorumlar
Ali Kemal Senan
Bu hiç de yeni bir düşünce değil. Yıllardır konuşulan, hakkında bağırdığımız uluslar arası platformlarda haykırdığımız bir gerçek. Ne var ki bölgede mukim bazı yerel yöneticiler yüzünden konu her zaman geriye itildi. Çünkü bu kişiler konunun önemini idrak etmekten yoksundular. Düşünebiliyor musunuz? Olympos'un bağlı olduğu ilçe olan Kemer'i okuma yazma bilmeyen başkanlar bile yönettiler. Bunu yaşadık. Ben sadece o bölge hakkında beş kitap yazdım. Her kitabımda da konuyu ele aldım. ara notlar halinde verdim ve bunları ingilizceye tercüme edip dünyaya yayınladım. Şimdi bir belediye başkanı düşünün. Bu müsvedde Olympos'un gölgelediği Phaselis antik kendine gelen 5 bin Vanlı öğrenciye şapka ve tişört hediye edip onlara sandviç ikram ettikten sonra onları gönderdi. Phaselis hakkında ne biliyordu ki anlatsın. Sonra bir gün orada klasik müzik konseri verdirdi. Halk Amfitiyatro'da toplanmıştı ama kimse oranın ne işe yaradığını öğrenemedi. Nereden bileceklerdi o amfitiyatroda köle tasnifi yapıldığını. Maalesef olympos bölgesi inanamayacağınız kadar cahil 32 davadan yargılanan rantçı yöneticilerin elindedir. Maalesef Oraların tarihini uluslar arası fuarlarda anlatabilecek tek kişi bile yoktur. Çünkü bölge yöneticilerinin mürekkep yalamışlarının arasında bile "Hav ar yu ne var yu?" dan fazla yabancı dil bilen yok. Bu söylediklerim tamamen gerçek, ispatlarım.
Yorum Yaz
Ad Soyad
E-posta
Yorum

 

 

 

Şehr-i Türkiye | Spa & Wellnes | Golf Turizmi | Kalkınma Ofisi | Turizm Rehberi | Künye | İletişim
© Copyright - Her hakkı turizmdesonnokta.com’a aittir.
Tasarım&Yazılım: Grafiker